Yüzünü Doğaya Dönmek

Şehirde doğup büyümüş ve ağır işlerde çalışmak zorunda kalmamış insanlar olarak her gün doğayla baş başa kalıp, gün aşırı sıkı ve ağır çalışarak yaşamanın ne zor olduğunu hayal bile edemeyiz. Konfora düşkün yetiştik.

Yine de bir şeylerin filizlendiğini görmenin, ilk kez yeni bir kuşla karşılaşmanın, güneşin doğuşunun, yeni ay gecelerinde yıldızları çıplak gözle görebilmenin, dolunayı dolu dolu izleyebilmenin, şehrin gürültüsünü değil de doğadaki senfoninin sesine uyanmanın heyecanını yaşayan kişi için bu “çile” özlenir bir şey olmuştur artık. O yorgunlukta üzüntü duyacağı şey başlardaki hamlığın vereceği rahatsızlık ve internetten canının istediğini ayağına getirememenin vereceği konforsuzluk olurdu herhalde. Düşünün ki en yakın portakal dört ay ötede, yani gidip marketten plastik ambalajlı portakal almak yok.

Sonsuz çeşit yiyecek, içecek bitkiyle, hepsi farklı bir hastalık veya soruna iyi gelen otlarla dolu doğa ve çoğumuz bunların ne olduğunu bilmiyoruz. Bu oldukça üzücü.

Bu kadar kopmuşken çevremizi dolduran doğadan, hani dağlara ovalara günler veya saatler süren bir yolculuk yapmaya bile gerek yok doğalı bulmak için aslında.

Bu dünya vahşi bir yerdir ve bunu değiştirmeye hiçbir türün gücü, hiçbir zaman yetmeyecek. Hayatın çeşitliliği ve vahşiliği, kuralsız (insanın uydurduklarına boyun eğmediği için – yoksa doğanın yasaları var, fizik kuralları en temelde) ve akılla kavranması bu denli zor oluşunun önünde tek engel entropidir. Zamanla, bir gün nihayete erecektir (belki de bir oluşumun tamamlanması söz konusu, ama neyin?), bu nihayete erdirecek güç insan eliyle olacak değil.

İnsan eli, yüzünü doğaya dönmesiyle ve dönmemesiyle iki ayrı işe yarar. Dünyayı daha yaşanılası bir yer yapmak için geleceğin, torunlarının içinde yaşayacağı uyumlu bir dünyanın tohumlarını ekmeye, ya da eninde sonunda sadece kendi sonunu getirecek akılsız bir yolda kendi yuvasını yıkmaya.

İnsanın yüzü de böyle iki işe yarar. Birisi doğaya dönüp, varoluşunu olduğu gibi kabul etmeye. Diğeri ise doğaya yüz çevirip kendisini, o basit gücünü ve içkin sonsuzluğunu anlamsız oyuncaklara kurban etmeye.

Kolay değil harekete geçmek ama biz yüzümüzü doğaya dönmek için düşünmeye, hayal kurmaya, yazmaya, istemeye, çalışmaya devam edeceğiz. Bol bol öğrenip öğrendiğimiz kadarını aktarmaya çabalayacağız.

Bir Cevap Yazın