Bir şey mi lazım, kendin yapamaz mısın?

Bugün hemen her şey para karşılığında hizmet olarak alınabiliyor. Eğer para varsa, bozulan herhangi bir alet tamir ettirilebilir veya çöpe atılabilir. Bir şeyin tamiri veya atılmasına da parasal değerine göre karar veriyoruz çoğunlukla. Yani şu an elimizde olan şeyler arasında genellikle epey bir değer farkı var.

Eskiden bu böyle değildi, yani ne evde bozulunca tamir etmeye değmeyecek bir şey olurdu ne de bir eşya diğerinden değersiz olurdu. 26 yaşındayım, çok yaşlı değilim ama hatırlıyorum, bir tabak veya bardak kırıldığında canımızdan bir parça kırılmış gibi üzülürdük. Değerliydi. Başka bir şey bozulduysa, mesela bir radyo, merakla içini açıp kurcalar, olabildiğince tamir etmeye çalışırdık. Kimi evlerde meraklı kimileri sahip olduğu her eşyayı tamir edecek bilgi birikimi ve el becerisine sahipti. Bunlar aslında hala var ama çoğumuz için artık eskide kaldı, özellikle elektronikleşme arttıkça.

Benim çocukluğum teknolojinin çok hızlı değiştiği ve aletlerin sürekli daha küçük ve kırılgan olmaya başladığı dönemdi. Bir alet bozulmasa bile çok hızlı eskirdi ve kullanılmazdı, hala çalışan bir telefonun yerine daha yenisi alınabilirdi. Bu hızlı çöp ticareti kendini inovasyon olarak duyuruyordu ama çoğunlukla ufak tefek güncellemeleri bol bol plastik ve ağır metallerin arasına sıkıştırıyorlardı bence aslında.

Daha iyi kameralar, telefonlar, daha iyi herhangi bir alet (en çok da ufak olanlar) ortaya çıktığında yeterli para ve heves varsa eskisi bozulmadan yenisi alınırdı. Eskinin bozulması da dört gözle beklenirdi hatta. Bu eşya ve aletlerin hak ettiği saygıyı hiçbir zaman görmediğini düşünüyorum bu nedenle (ambalajı açma sırasında gördüğü saygı ve alakayı saymayalım hadi, o da çok içten bir ilgi sayılmasa bile. Hatta neredeyse hepimiz onca parayı ambalaj açmak için ödedik, gıcır telefonlardan ziyade), bir kere televizyonumuz eskimişti, değiştireleri gelmişti, ilk zamanlarda heyecanla karşılanan şeyden artık kurtulmak isteniyordu ve o televizyon öldü. Bence üzüntüden artık çalışmaktan vazgeçti, pes etti yani.

Sonra gıcır gıcır, yeni, daha büyük televizyon alındı yerine. Heyecanla karşılandı ve yıllarca daha sadık bir şekilde evin bir duvarında ailenin bakışlarını topladı. Birkaç ay öncesine kadar. Şimdi orada onun yerine internete girebilen, Google hesaplı, işlemcili mişlemcili bir televizyon var.

En eski ve en yeni televizyon arasında yalnızca bir fark var. Bizim eski evdeki en eski, tüplü küçük televizyon halen bir yerlerde kullanılır durumda, çalışıyor. Hiç tamire ihtiyacı olmadı şimdiye kadar. Bu en son alınan internetli televizyonsa birkaç yıl sonranın çöpü şimdiden. Yanlış anlaşılmak istemem, televizyon gerçekten kaliteli ancak bizim kalite anlayışımız artık çok farklı. En süper ultra 8k ekranlar çıkana kadar, ya da ekran devri kapanana kadar kaliteli televizyonların ömrü 3 – 4 yıllık.

Ucu silikon, sapı plastik olan bir spatulamız var. Bir gün yemek yaparken dikkatsiz davrandım ve sıcaktan sapı yamuldu. Kullanışsız bir hale geldi. Bir süre o şekilde kullanmaya devam ettik. Daha sonra sapını değiştirmeye karar verdim çünkü sırf sapı yamuldu diye gidip yenisini almak veya internetten sipariş vermek istemedim.

Evin yakınlarındaki bir ormanlık alana sık sık yürüyüşe gidiyorum ormanları ziyaret etmek için. Bir gün tekrar yürüyüşe çıktım, spatulaya yeni bir sap yapmak için uygun bir malzeme bulmak istedim. Egede birçok yerde dikenli yapraklı bir meşe türü var, bir adı da pinar. Yavaş büyüyen meşe çalıları, epey de sağlam ve esnek. Uygun bir dal bulup onu budadım, kabuğunu soyup hazırladım. Ucunu spatulanın boşluğuna sığacak şekilde yonttum. Bir İsviçre çakısı yetti bunu yapmak için, bir de zımpara kâğıdı.

Günümüzde çoğunluğun yaşam tarzı artık bu tür tamiratlara zaman ayırmaya elverişsiz. Çoğumuz vaktinin büyük bir kısmını belirli bir iş yapmaya harcamak zorunda. Bozulan çamaşır makinelerini bile çoğu zaman tamir ettirmiyoruz çünkü “neredeyse yeni makine parası”. Yeni makine alamayacak olanlarımız herhangi bir şeyin eskiyip bozulmaması için çokça gayret ediyor ancak uzun süredir neredeyse tüm ürünler özellikle çabucak eskiyecek ve bozulacak şekilde tasarlanıyor. Son yıllarda da bundan kurtulmaya çalışır olduk.

Bir şey lazım olduğunda bunu ucuz yoldan temin etmek artık yeterli değil, zaten artık ucuz bir şey kalmadı. Biz de şuna inanıyoruz ki, bir şey bozulduğunda bunun önemli bir kısmını kendi başımıza yapabilir veya en azından çevremizle paylaşarak daha sürdürülebilir ve faydalı bir yolda yürüyebiliriz.

Biz kendi gıda ve suyumuzu üretmek, bunu çevremizle paylaşmak, bir şey lazımsa kendimiz yapmaya çalışmak istiyoruz. Bu yüzden şunu soruyoruz kendimize: “Bir şey mi lazım, kendin yapamaz mısın?”

Limon ve karbonatla çamaşır deterjanı

Bir Cevap Yazın